Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2020 Cuma

Covid-19 Krizinden Sonra Daha Yeşil Bir Dünyaya Kavuşacak Mıyız?



Kirlilik ve salınımlar azaldı, ama eğer hükümetler belirleyici bir değişimi sürdürmede başarısız olursa bu kazanımlar boşa gidecek.

Milan'da yeni bisiklet yollar işaretleniyor

Günümüzdeki kriz ciddi ve düşündürücü bir gerçeği açığa çıkardı: yıkıcı bir sosyal maliyete ulaşan küresel ekonomik kapanma sadece karbon salınımlarımızı aşağı çekti. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA) en son analizi, bu senenin yıllık salınımlarının sadece %6 - 8 arasında düşmesini bekliyor. Salınımlarda böylesi küçük bir düşüş dünyanın karbon yoğunlaşmasında ya da ısıtma potansiyelinde ölçülebilir bir etkisi olmayacaktır. Aslında, 2020 yılı halihazırda şimdiye kadar ölçülen en sıcak yıl olma yolunda.

Birleşik Krallık metereoloji kurumu (Met Office) başkanı Richard Betts'e göre "artan CO2 yoğunlaşmalarında kayda değer bir etkiye sahip olması için yaklaşık olarak %10'luk bir düşüşe ihtiyaç var, ama bundan sonra bile yoğunlaşmalar hala yükselmeye devam edecektir."El Nino gibi doğal süreçler yüzünden tabiattaki karbon düşüşleri daha güçlü olur ya da zayıflarken CO2 yükseliş oranı da yıldan yıla böylelikle değişmektedir." El Nino olayında tropik ormanlar çok fazla karbon tutamamış, sonuçta atmosferdeki CO2 biraz daha hızlı yükselmiştir. La Nina olayında ise tam tersi olmuştur. "Bu etki, şu an salınımlarda yaşadığımız az miktardaki düşüşlerden muhtemelen daha önemlidir."

Küresel ısınmanın 1.5 santigrat derecenin altında (endüstri öncesi seviyenin üzerinde) tutulması amacıyla salınımların 2050'ye kadar her yıl en az %7.6 oranında düşmek zorunda olması düşünüldüğünde üzerinde uzlaşılmış bu uluslararası hedef şimdi alarm verecek şekilde ulaşılamazdır.
    
İklim bilimci Simon Evans'ın Carbon Brief sitesinde söylediği üzere "bu da tehlikeli iklim değişiminden kaçınmaya ve sıfır salınıma ulaşmaya itiraz etmenin inanılamayacak kadar zor olduğunu gösterir." Bu itirazla karşılaştırıldığında küresel ekonomi için sismik içerimlere sahip olduğu görülen bir şey bile, en azından kısa vadede günümüzdeki kriz gibi, okyanusta bir damladır."   

Yine de, daha temiz hava, kentte hızla gelişen vahşi yaşam ve daha az karbon yoğunluklu yaşam biçimine ani ve heyecan verici dönüş tam da bu günlerde neler başarabileceğimizin kapsamını gösteriyor. Bu, iklim ve Covid-19 ikiz fırtınasında yol alırken sadık kalmamız gereken bir şeydir. İklim krizinin daha uygun bir zamanı beklemeyeceğini biliyoruz. Bu krizle ve pandemiyle eşzamanlı başa çıkmalıyız. Ama bu öldürücü hastalık güçlü ve acil tepki doğurmuştur. Hükümetler beklenmedik bir şekilde bu felakete karşı iş - endüstri dünyasıyla ve kamu - özel altyapısıyla ilgilenmek ve bunlara dair adım atmak zorunda kalmıştır.

Hükümetler hiç bu kadar dünya çapında büyümemişti. Pek çok uzman bu sürecin diğer krizlerle de ilgilenmek için, dünyayı tehlikeli küresel ısınma altında tutmamıza imkan verecek sürdürülebilir bir topluma doğru dönüşümsel bir sıçrama yaratacağını öne sürmektedir. Bu eşsiz fırsata tepkimizin nasıl olduğu gelecek bin yıllar için çizilen iklim rotamızı oluşturacaktır.

Deneyimlediğimiz davranışsal değişimler -bazıları daimi kökleşmiş olabilir, yani seyahat ve tüketim biçimleri daha sorumlu- kirliliği azaltmada yardımcı oldu, tıpkı el yıkamanın salgına karşı yardım etmesi gibi. Ne var ki, salınımda beklenen %8'lik bir düşüş bize göstermektedir ki bireysel yapıp ettiklerimiz -arabayı daha az sürmek, iş uçuşu yerine Zoom aracılığıyla toplantıya katılmak- yeterli olmayacak. Eşit şekilde, kimilerinin öne sürdüğü gibi, gelişmenin olmadığı bir ekonomiye geçmenin de bir cevap olmayacağını göstermektedir. Bunun yerine, bizi net sıfır derecesine getirecek atmosferdeki karbonda sonuç verici azalımlara ulaştırmak için uluslararası ve devlet düzeyinde sistemsel dönüşüm gerekir. 

Betty'e göre bu, "küçük değişiklikler yapamayacağımız anlamına gelir; eğer uzun dönemli CO2 yoğunlaşmaları üzerine büyük bir etkiye sahip olacaksak fosil yakıtlara dayanan enerji sistemlerinde ve diğer şeylerde devasa ve uzun süreli değişiklere ihtiyacımız var."

İnsan etkinliğinin aylar içerisinde kısmen ortalama "normal"e döneceğine dair beklentiyle temellenen IRENA çözümlemesine dikkat etmeye değer, öyle ki kapanma sürecinde salınımlarda çok dik bir düşüş eğrisi yaşanması olası görülüyor - Çin'de Ocak ayı karantinası sürecinde CO2 salınımları tahminen %25 oranında düşerken, bu esnada örneğin Hindistan'da bu yılın Mart sonunda şu ana kadar görülen ilk yıllık salınım düşüşü kaydedildi. Nisan ayında ise salınımda %30'luk bir düşüş gözlenmesi bekleniyor. Evan'a göre "ne var ki şu an gördüğümüz, pek çok kısım için, hayli geçici. Yeniden şoför koltuğuna oturduğumuzda arabalar hala petrol yakacak."  

                                                               
Nisan ayında Sidney'in bomboş otoyolları

Bunun yerine, yapısal değişim, insanların elektrikli araçlar için yanıcı motorlarını değiştirmeleri anlamına gelebilir. Daha da temelde, Evan'a göre, "şehirlerimizin inşa edilme ve düzenlenme şeklini yeniden tasarlamayı içermelidir; yolların nasıl yayıldığı ve yaya, bisiklet ve toplu ulaşımın nasıl sağlanacağı değiştiğinde dolayısıyla arabasız ulaşım daha kolay olacaktır."  

Bütün bunlar gündelik hayatımızda yaptığımız bireysel seçimlerin ötesindedir. "Tercihlerimiz toplum tarafından belirlenir, bu yüzden düşük karbonlu bir topluma dönüşmek tek başına bireysel eylemle gerçekleşemez."   

Kentler bu dönüşümü yenilikçi binalar ve altyapı projeleriyle sürdürüyorlar. Bazıları şimdiden arabaları ve kamyonları geçici bir önlem olarak yasaklamakta. Daha da ileriye giden kentler de var: Milan sokaklarında 35 km'lik alan yayalara ve bisikletlilere ayrılırken Brüksel 40 km'lik yeni bisiklet yolları yapmakta, Fransa ise bisikletlileri sübvansiyonlarla teşvik etmektedir. Birleşik Krallık'ta ise hükümet yürümeyi ve bisiklet sürmeyi daha fazla cesaretlendirmek için altyapı planlarına 2 milyar pound ayırdığını duyururken Londra belediye başkanı arabasız köprü ve sokak oluşturmak için yaptıkları ayarlamaları açıkladı. Pek çok şehir döngüsel ekonominin bir biçimini keşfediyor, öyle ki bu döngüde geridönüşüm ve yeniden kullanım aracılığıyla kaynaklar mümkün olduğunca tutularak atıklar en aza indirgeniyor. 

Ekonomist Kate Raworth'a göre, "derin ilişki ağıyla birbirine bağlı, karmaşık bir ağ içerisinde, insan ve gezegen sağlığının iç içe geçtiği bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla hükümetlerin bu karmaşayı -tek kalemde iklim, sağlık, meslek ve finansal istikrarı- ele alıp düşünebilecek akıl yürütme yollarına ve çerçevelerine gereksinimi var."

Örneğin, daha temiz bir hava solumanın keyfinin dışında, korona virüs salgını kirliliğin nasıl da ölümcül olduğunu açığa çıkarmış oldu. Son zamanlarda yapılan bir çalışma, havadaki parçacıklarda küçük bir artışın Covid-19 ölüm oranlarında %15'lik bir artışla ilişkili olduğunu bulmuş, neredeyse kesin bir şekilde kentlerdeki korkunç ölüm oranlarına katkısı olmuştur. İtalya'nın kuzeyindeki yüksek ölüm oranları en yüksek hava kirliliği oranlarıyla bağıntı (korelasyon) ilişkisi vardır. Hava kirliliğini azaltmak genel sağlık yükünü azaltabileceği gibi gelecekteki salgınların bu kadar ölümcül olmasını engellemeye de yardımcı olabilir.

"Yarattığımız çalışma alanı cevaplanması için bir mekana davetiye çıkarıyor: bütün insanların refahı ve gezegenin sağlığına saygı duyarken şehirlerimiz gelişen bu yerde artan insanlara nasıl ev sahipliği yapabilir?" diye soran Raworth, sosyal ve çevresel sürdürülebilir ekonomi için yarattığı "halka" modelini salgın sonrası iyileşme sürecinde Hollanda başkentine uygulamak için Amsterdam ile çalışıyor.

Amsterdam projesi, diğer pek çok proje gibi Covid-19 öncesi tarihlidir. Çevresel korumadaki ivmelenme bir kaç yıldır oluşagelirken belki de bu kriz kamu bilincinde bir devrilme olduğunu ispatlayarak politikalarda anlamlı bir değişime yol açar. Buna ek olarak, pandemi bize uzmanlığın ne kadar değerli olduğunu gösterdi, ve şimdi enfeksiyon hastalık kapmış kimselerin kamu sağlık politikalarını yönlendirmedeki rolünden hepimiz haberdarız, bu, iklim örneklemlerinin ekonomik politikaları yönlendirmede oynayabileceği rolü takdir etmede bize yardımcı olmalıdır.

İstanbul, Taksim metro istasyonunda tek başına bir kedi

Washington'daki Carnegie Bilim Kurumundan Ken Caldeira'ya göre, "virüs yayılımını engellemek için erkenden müdahale etmek, önceden yayılmış virüs sonrası zararı kontrol etmeye çalışmaktan daha çok etkili olduğunu görmemiz gibi, gezegenimiz üzerindeki aşırı sıcaklık yayılımını engellemek için enerji sistemimizi şu an dönüştürmek, bu aşırı ısının sonuçlarına daha sonradan uyum sağlamaya çalışmaktan çok daha etkili olacaktır." 

Kent girişimleri yalnızca buraya kadar ilerleyebiliyor. Nihayetinde, sürdürülebilir bir ekonomi üretmek için hükümetlerin özel sektörle yeni bir ilişki kurmasının vakti geldi. Endüstri, iş dünyası ve insanlar, devlet yardımı için yalvarırken hükümetler sürdürülebilir bir gündem takip etmede hiç bu kadar güçlü bir konumda olmamıştı. Bu sürecin refleksif mali kurtarma yardımlarıyla harcanmaması hayati önemde. Birleşik Devletlerin ve Birleşik Krallığın petrol devlerine mali yardımlarda bulunduğunu, ayrıca Birleşik Krallığın süpermarket devi Tesco'ya, hisse sahiplerine pay ödemesi için yalnızca, vergi ertelemesi sunduğunu önceden gördük. Londra College Üniversitesinden iktisatçı Mariana Mazzucata, "hükümetin yapması gereken, kişisel kar faydası sağlaması için basit bir şekilde para saçmak değil, temsil ettiği ve onlar için seçildiği kamu yararı adına düşünmesi gerekir" demektedir. Ona göre, "bu, iş dünyasına para kazanması için yardım etmek anlamına değil de var olmaları için onlara nakit akışı sağlamak anlamına gelir, ama aynı zamanda da toplumun daha iyi işleyen bir parçası olmaları için kendilerini dönüştürmelerine yardımcı olmak anlamına gelir."

"Hükümet şimdiki gibi bir müzakereci konuma asla sahip olamayabilir. Yaşanılan trajedi düşünüldüğünde ekonomiye trilyonlar akıtılmakta. Dolayısıyla, bu da, uzun zamandır sağlık sektöründe gördüğümüz üzere "kamu-özel ortaklığı"nın parazitik değil de aslında simbiyotik karşılıklı bir ortaklık olmasını sağlamada bir yol olarak kullanılabilir." 

Mazzucata'ya göre, hükümetler uzun vadeli düşünmeli ve örneğin Güney Kore'nin tahahhüt ettiği gibi daha temiz bir ekonomiyi aktif bir şekilde biçimlendirmek için canlandırıcı paketler kullanmalıdır. "Hükümetler kendi başlarına iklim değişimini çözemezler ya da adil bir üretim sistemi yaratamazlar. Hükümetin özel sektöre, özel sektörün de kamu sektörüne ihtiyacı vardır."

Mazzucato ve diğerleri, 2008/9 finansal kriz sonrasında (bu süreçte de salınımlar düşmüştü) yapıldığı gibi devlet yardımlarına koşullar eklenmediğinden oluşan hataların tekrarlanma tehlikesi olduğunu savunuyor. "10 milyar dolar yardım aldıktan sonra Goldman Sachs rekor kazanç elde etmek için geri geldi."

Hollanda, Schipol havaalanındaki atıl uçaklar
"Hükümetin aynı sistemi tamir etmede yardım için sadece orada olmadığını, içinde yaşamak istediğimiz toplum ve ekonomi türünü biçimlendirmede gerçekten ortaklaşa yaratımda bulunmak için bulunduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Biliyoruz ki istediğimiz tür ne fosil yakıt kullanılan bir ekonomi, ne finansallaştırılmış, ne de eşitsiz bir ekonomidir. Ne var ki böylesi bir ekonomi kendi başına gerçekleşmeyecek. Politikaların ekonominin içine yerleşmesi gerekir. Hükümetler, yardım kontratlarına, yatırım, yenilik ve endüstrinin dönüşümünü gerektiren güçlü koşullar koyması gerekir; bu uzun vadeli hedefleri gerçekleştirmede bize yardımcı olması için aynı zamanda topluma da geniş oranda koşullar sunması lazım."    

Fosil yakıt şirketlerine yapılan sübvansiyonları sona erdirmek kolay bir kazanım olacaktır. Geçmişte olduğu gibi, fosil yakıtlara yatırım hücumunu mahmuzlanmasından ziyade petrol fiyatlarında görülen dalgalanma petrolü yatırım için geçici ve belirsiz bir mal haline getirmektedir, özellikle de ülkeler yabancı bağımlılığına karşı kaygı içerisindeyken. Petrol fiyatlarının hızla taban yapması, bütün fosil yakıtlarında yerel çıkarımın sonunu aslında getirebilir. Dolayısıyla, özellikle fiyatlar gittikçe ucuzlarken ve piyasada uzun vadeli belirginlik varken yerel yenilenebilir altyapının desteklenmesi şimdi akla uygun geliyor. Uzun süreli bir durağanlık tüneline girerken kamu sektöründeki işlerin kapsamı ve merkezsizleşmiş endüstrideki gelişim dönüştürücü olabilir. 

IRENA, yenilenebilir yatırımın 2050 ve şimdi arasında yaklaşık 100 trilyon dolarlık küresel ekonomik üretim kazanımı ile yeniden düzelmeyi ateşleyebileceğine inanmaktadır. Bu esnada, Nature'da yayınlanan bir araştırmaya göre küresel ölçekte uzlaşılmış sera gazı salınım hedeflerinin karşılanmamasından doğan ekonomik risk daha kötü olabilir.

Biz virüs salgınıyla bu kadar meşgulken Greta Thunberg liderliği, okulu kıran öğrencilerin ve Yokoluş İsyanı etkinlikleri ile bu yıla kadar önemli ilerlemeler sağlayan çevre hareketinin gündemden düşme riski de var. Çokça beklenen 2020 BM iklim değişikliği konferansı, ki bu konferans ülkelerin Birleşmiş Milletlerce 2015'te Paris'te anlaşılan hedefleri nasıl karşılayacaklarına dair planlar oluşturacaktı, Kasım ayından 2021'in ilk aylarına ertelendi. Bu arada, birkaç ay önce Avustralya'yı kasıp kavuran ölümcül orman yangınlarını, ya da geçen yıl yaklaşık 7 milyon insanı yerinden eden aşırı hava durumlarını, ve ya Antartika'daki rekora yakın erimeyi unutmamız olası.  

Salgının daha az oranda dünyanın dikkatini çekmesini beklemeyi tercih eden çevreciler yine de iyimserler. Bu yılki Birleşik Devletler başkanlık seçimleriyle birlikte, gelecek yılın iklim konuşmaları, krizle ilgilenmeye hazır aydınlanmış bir liderden fayda sağlama şansına şimdiden sahip olabilir.   

Sıfır-karbonlu bir toplum için kampanya yürüten Possible (Mümkün) organizasyonundan Alice Bell'e göre, "biz çevrecilere karantina sürecinde dahi bir rol düşüyor, havacılık yardımlarına karşı çıkma gibi. Şimdiden eylem toplumuna dönüşmüş durumdayız. İnsanlar topluluklar içerisinde yeni ilişkiler kurdular ve biz, söz gelimi, parkların kapanmasına dair tartışmaları izlemekteyiz. Bu salgın yaşam ve çalışma şeklimizi geniş oranda değiştirecek."  


Llandudno'da gezintiye çıkmış keçiler

Küresel sorunlar küresel işbirlikleri gerektirir. Kimi ülkelerin ulusalcı tepkilerine rağmen salgının çözümünün uluslararası olduğu görülmüştür: bilim insanları ve sağlık çalışanları bilgi, kaynak ve teçhizat paylaşmakta ve daha önce hiç olmadığı kadar etkili tedavi, test ve aşı arayışında tek vücut halde birbirlerine destek vererek tavsiyelerde bulunmaktalar. Aynı uluslararası işbirliği ruhu ekonomimizin ve enerjimizin dönüşümünde çözümler üretmede gereklidir, teknoloji ve bilginin hızı bunu mümkün kılar. Zengin ülkelerin geniş çaplı küresel bir ekonomik program dahilinde kaynak bakımından bereketli ama fakir ülkelerle işbirliğine gitmesi harika olmaz mı? Mineral ve ürünlerin güneydeki sürdürülebilir üretimi zengin ülkelerin düşük karbonlu dönüşümüne yardımcı olabilir. Sürdürülemez endüstriyel genişleme yerine, salgın sonrası ekonomi, insanları ve gezegeni yeni hastalıklar üreten ekolojik yıkım türlerinden ve hepimizi tehdit eden iklim felaketinden koruyacak bir şekilde yönlendirilebilir. 

Hollanda'da, örneğin, 170 akademisyen bir araya gelerek ekonomik değişim için beş maddelik radikal bir manifesto yayınladılar. Bu maddeler kritik kamu sektörü alanlarında, temiz enerji, eğitim ve sağlıkta yatırımları; petrol, gaz, madencilik ve reklam sektörlerinin radikal bir şekilde küçülmesini; özellikle işçilerin, küçük işletme sahiplerinin ve güneydeki ülkelerin borçlarının ertelenmesini; azaltılmış çalışma saatlerini, iş güvenliğinin tanınmasını ve evrensel temel gelirin yeniden dağıtımını içermektedir. 

Belki de daha temiz, sessiz ve yardımsever alternatifleri deneyimlediğimiz için pek çok insan gerçekten normale geri dönmek istemeyecek (bir ankete göre Britanyalıların sadece yüzde 9'u salgın öncesi koşullara dönmek istiyor). Belki de bunu değişim için bir yetki olarak tanımalı ve normale alternatif bakmalı, kırılmış parçalarından daha iyi bir dünya yaratmak için bu felaketten dersler almalıyız. 

Yazar: Gaia Vince



20 Şubat 2019 Çarşamba

Herkes İçin EAT-Lancet Komisyon Özeti



EAT-Lancet Komisyonu, hem gezegen hem de insanlar için sağlıklı olan küresel bir sağlık diyeti sunmaktadır. Hepimizin Büyük Besin Dönüşümüne katkıda bulunabileceği kimi eylemler ile bu raporun anahtar çıkarımları keşfedilmeyi bekliyor.



Neleri Bilmelisiniz? 
  • Yediğimiz besinler, bunları üretme yollarımız ve israf ettiğimiz ya da kaybettiğimiz besin miktarı insan sağlığı ve de çevresel sürdürülebilirlik üzerinde büyük etkilere sahiptir. Doğru besin kullanımının anlaşılması BM Sürdürülebilirlik Gelişim Amaçlarını ve iklim değişimine dair Paris Anlaşmasının hedeflerine ulaşmak isteyen ülkeler için önemli bir yol olacaktır. 
  • Daha fazla bitkisel, daha az hayvansal besinler içeren bir diyet hem sağlıklı ve sürdürülebilir hem de insanlar ve gezegen için iyidir. Bu ölüm ya da kalım meselesinden ziyade büyük ve olumlu bir etki yaratacak küçük değişikliklerdir. 
  • Günümüzde, küresel arazinin neredeyse %40'ında tarım yapılmaktadır, bu da tarım-ekosistemlerini gezegendeki yeryüzüne ilişkin en büyük ekosistem haline getirmektedir.  Küresel sera gazı salınımının %30'u, içme suyunun %70'ine kadar varan kullanımlardan besin üretimi sorumludur. Besin üretimi için arazinin dönüştürülmesi, biyoçeşitlilik kaybının tek başına en önemli etkenidir.  
  • Hayvansal besinler, özellikle de kırmızı et, diğer besin gruplarıyla karşılaştırıldığında çevresel ayak izi görece daha yüksektir. Bunun da sera gazı salınımı, arazi kullanımı ve biyoçeşitliliğin kaybında etkisi vardır. Bu, özellikle de tahılla beslenen çiftlik hayvanlarından elde edilen hayvansal besin kaynakları için geçerlidir. 
  • Neyin tüketildiği ya da tüketilmediği, her iki durum da çeşitli biçimlerdeki kötü/yetersiz beslenmenin ana etkenleridir. Küresel ölçekte, 820 milyonun üzerinde insan her gün açlık çekmeye devam ederken 150 milyon çocuk büyüme ve gelişimlerine zarar veren uzun süreli açlıktan acı çekmekte, 50 milyon çocuk ise besin gıdalarına erişimlerinin yetersizliğinden şiddetli açlık yaşamaktadır. 
  • Buna paralel, dünya aynı zamanda da aşırı kiloda ve obezitede bir artış yaşamaktadır. Günümüzde 2 milyarın üzerinde yetişkin insan aşırı kilolu ve obezdir. Diyabet, kanser ve kalp krizi gibi bulaşıcı olmayan rahatsızlıklarla ilişkili diyetler dünya çapındaki ölümlerin önde gelen nedenleri arasındadır. 
  • İyi besin, değişim için kuvvetli bir etken olabilir: EAT-Lancet Komisyonu, esnek bir gezegen sağlık diyetini ana hatlarıyla sunarak yerel coğrafyamıza, mutfak geleneklerimize ve kişisel tercihlerimize uygunluk gösterebilecek çeşitli besin gruplarının alım ölçülerini tavsiye eder. Bu diyeti tercih ederek doğru besin için talebi yönlendirebilir ve çiftçilere kadar geri uzanan besin değeri zinciri boyunca açık bir şekilde pazar işaretleri gönderebiliriz. 
  • Küresel bazda, gezegen sağlık diyeti meyve, sebze, kuru yemiş ve bakliyat çeşitliliğinin yanı sıra küçük miktarlarda et ve süt ürünlerinin tüketimini destekler. Bu diyet, dünyanın kimi kısımlarında bazı besin gruplarına artan oranda bir erişimi içerirken diğer kısımlarında ise sağlıksız besinlerin aşırı tüketiminde önemli oranda bir azaltımı gerektirir. 
  • Sağlıksız diyetlerden gezegen sağlık diyetine geçiş yılda 11 milyon yetişkin kişinin zamanından önce ölümünü engelleyebilir, 2015 yılına kadar gezegen sınırları içerisindeki herkes için sağlıklı gıdayı temin eden sürdürülebilir küresel bir gıda sistemine doğru değişimde itici güç olabilir.      


Ne Yapabilirsiniz?

  • Sağlığı, sürdürülebilirliliği ve lezzeti tercih edin. Daha sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde üretilmiş gıdaları elde etmek, satın almak, pişirmek ve yemek vücudumuz ve gezegen için daha iyidir.
     
  • Artırmaya, çeşitlendirmeye ve azaltmaya hazırlanın. Çözümü basit olmayan bu sorunu ele almaya ne yediğimizi ve harcadığımızı değiştirerek başlayabiliriz. Daha fazla meyve, sebze, kuru yemiş, bakliyat ve tam tahıl tüketmeliyiz, ve aynı zamanda çeştli gıdaları yemek, ihtiyaç duyduğumuz bütün besleyicileri elde etmeyi garantilemede, ayrıca besin sistemindeki biyoçeşitliliği de desteklemede önemlidir. Daha zengin ülkelerin pek çok vatandaşı da daha az kırmızı et ve süt ürünü tüketmeli. 
  • Seçeneklerin genişliğini görün. Fiyat çeşitliliği, kültür ve yaş grupları, bireysel tercihler açısından herkes için birşeyler var. Bilinen 30 binden fazla yenilebilir bitki, tadına bakmak ve keşfetmek için bize hayat boyu ilginç seçenekler sunuyor.  
  •  Bitkileri protein kaynağı olarak kucaklayın. Pek çok bitki besinsel protein açısından hem sağlıklı hem de sürdürülebilir kaynaktır. Günde en azından 125 gram kuru fasülye, mercimek, bezelye, diğer kuru yemişler ya da bakliyat tüketimi hedeflenmeli.   
  •  Et tüketiminde aşırıya kaçmayın. Et, protein, demir ve B12 vitamini besin değerleri açısından önemli bir kaynaktır, ama aşırı tüketimi sağlığımıza ve gezegene zarar verebilir. Haftalık, kırmızı ette 98 gram, kümes hayvanlarında 203 gram, balıkta ise 196 gramdan fazla tüketmemeliyiz.
  •  Ölçülü beslenin. Aşırı gıda tüketimi kilo alımına ve bazı sağlık problemlerine neden olabilir, çevre için de sorun teşkil eder. Öğünleri ailemiz ve arkadaşlarımızla paylaşacağımız zamanlar yaratmak ve tek seferlik porsiyonlar seçmek, ihtiyacımızdan daha fazlasını yemeden kaçınmada iki basit yoldur. 
  •  Yeniden üretici çiftlik uygulamalarını destekleyin. Besi hayvanları sürdürülebilir çiftçiliğin merkezinde olduğundan yenileyici tarım uygulayan çiftçilerden et temin etmek iklim değişimine karşı yürütülen savaşı destekleyebilir. Bu çeşit tarım, topraktaki karbon depolanımına katkıda bulunur, suyu pisliklerden uzak tutar, yerel biyoçeşitliliğin artması için yer sağlar. 
  • Her tabağı oylayın. Pazar, talebin izinden gittiğinden tariflerimize uygun ve de sağlığımız ve gezegen için iyi olan gıdaları satın alın. Örneğin, çevresel sürdürülebilirliği olan ve sosyal anlamda sorumlu çiftçiliği destekleyerek insan sağlığı ve çevre için ek yararlar sağlayan tercihler yapmaya dikkat edin. 
  •  Haftayı önceden planlayın. Sağlıklı ve sürdürülebilir yeme lezzetli, esnek ve dinamik olabilir. Bir sonraki haftanın menülerini hazırlayarak lezzetli yemek çeşitliliğini temin edip plana göre alışveriş yapabilirsin. Bu da zamandan ve paradan tasarruf etmenize, atık azaltmanıza yardım edecektir.
  •  Sofraya biyoçeşitliliği getirin. Cesur muhafaza hedefleri, çiftliklerdeki yaşam alanlarını sürdürmek ya da ekosistemleri korumak için çiftçi birlikleri ve çiftçiler arasında işbirliğini gerektirir.   
  • İsraf etme, talebini azalt. Yemekten artakalanları yemek kutularına yerleştirip onları yeni yaratıcı tariflerde kullanmak ya da sonraki tüketimler için bu kutuları kulllanmak gezegen ve bütçeniz için yarar sağlar. Daha az yemek israfıyla, dünyayı beslemek için daha az besinin üretilmesini gerektirir, böylelikle gezegenimiz zarar görmez.  


Kaynak: https://eatforum.org/lancet-commission/everyone/ 

Çeviri: Engin Noyan


25 Eylül 2017 Pazartesi

Bel Genişliğinin Ötesi: Şeker ve Yağın Beynimiz Üzerindeki Etkisi






Araştırmalar, yüksek yağlı bir beslenme biçiminin (diyet) yanı sıra şekerin de, öğrenme, hatırlama ve düşünme gibi idrak yeteneklerimiz üzerinde önemli bir etkiye sahip olabildiğini öne sürüyor.
Foto: Reuters / Sam Hodgson  


Yüksek enerjili bir diyetin -yüksek doymuş yağ ve şeker içeren- sağlığımızı tehdit eden riskler oluşturduğuna dair şimdiye kadar pek çok araştırma yapılagelmiştir. Bu tip diyetlerin herkes tarafından en çok bilinen sonuçları arasında obezite, kalp rahatsızlıkları ve şeker hastalığı (diyabet) yer alır, lakin yapılan araştırmalar, yüksek yağlı bir diyetin yanı sıra şekerin de, öğrenme, hatırlama ve düşünme gibi idrak yeteneklerimiz üzerinde önemli bir etkiye sahip olabildiğini öne sürüyor.


2010 yılında Amerika’da Perdue Üniversitesinde biyoloji bilimlerinde yardımcı doçent (Asst. Proff.) olarak görev yapan Scott Kanoski’nin araştırmaları göstermiştir ki doymuş yağ ve şeker açısından yüksek bir diyet 3 gün kadar kısa bir sürede bile farelerin bilişsel yeteneklerini değiştirmede yeterli olmuş.


Araştırma süresince farelerin bir kısmı yüksek enerjili diyetle, diğerleri de besin açısından dengeli bir şekilde beslenerek labirentin içerisine yerleştirilen yemeği nerede bulacaklarını öğrenmeleri gerekmiş. Sadece 3 gün sonra, yüksek enerjili diyet uygulanan farelerin ödül niteliğindeki yemeği bulmada dengeli besin verilen farelerden daha az yetenekli oldukları fark edilmiş. Herhangi bir kilo almasalar da yüksek enerjili diyetin tahripkar etkilerinin aşırı vücut yağı üretiminden daha fazlası olduğu açığa çıkmış. Bu beslenme biçimi farelerin beynini etkilediği gözlenmiş.


Kanoski’nin daha sonraki araştırmaları beynin öğrenme ve hafıza nitelikleri için önemli bir alanı olan hippokampus’un böylesi yüksek enerjili diyetin etkilerine karşı özellikle hassas olduğunu göstermiş. Beyindeki bu bölgenin diğerlerinden daha önce etkilenmesi kaygı vericidir, ayrıca yüksek enerjili diyetin idrak yeteneği üzerinde bıraktığı ilk zararlı etkileri de kanıtlar.


Hafıza üzerindeki bu etki yüksek enerjili bir diyette görülen insülin direnci ile açıklanabilir. Sinyal verici bir işlevi olan İnsülin, enerji olarak kullanmak üzere kandaki glikozu ayrıştırması için vücutla temas kurar. Dolayısıyla, vücut insüline direnç gösterdiğinde bu görevini etkili bir şekilde yapamaz. Bu da kandaki şekerin seviyesini yükseltir. İnsülin direnci en çok da obezite ile ilişkilendirilir. Obez insanlar genellikle uzun süredir yüksek enerjili beslenme biçimine sahip kişilerdir ve kimi zaman da tip 2 şeker hastalığına evrilirler.


Aslında, Meksika Üniversitesindeki araştırmacıların bulgularına göre farelerde, yüksek enerjili bir diyetten sadece 7 gün sonra insülin direnci gözlenmiş. Bu sürede hipokampusun insüline tepkisi değişmiş, bu bölgedeki sinir hücrelerinin başkalaştığı görülmüş. Bu da demek oluyor ki sinir hücrelerinin diğer sinir hücreleriyle yeni bağlar kurabilmede yetenekleri zayıflamıştır. Sinir hücrelerinin birbirleriyle yeni bağlantılar kurabilmesi yeni bellek yaratımı için gereklidir. Bu araştırmalar yüksek enerjili bir diyetin gelişmiş insülin direnci boyunca öğrenme sürecimizi etkileyebileceğini öne sürer. Bilişsel gerileme daha önceden de insanlardaki insülin direnciyle ilişkilendirilmiştir. 2011 yılında yapılan bir çalışmaya göre de sadece 5 günlük bir yüksek yağ ve düşük şeker diyeti uygulayan insanların, dikkatlerini yoğunlaştırma gibi bilişsel görevlerde daha kötü etkilere maruz kalmışlardır. Bu tip diyetler Alzheimer rahatsızlığıyla da ilişkilendirilmiştir. Gelgelelim, yüksek enerjili diyetlerin insanlar üzerindeki çok kısa süreli etkilerine dair daha ileri araştırmalar henüz yapılmamıştır.


Kısır bir döngü mü?

Purdue Üniversitesinde Psikoloji Profesörü olan Terry Davidson, hipokampustaki bu çeşit değişikliklerin yemek yeme tarzımızı bile etkileyebildiğini ve hatta obeziteye neden olabileceğini öne sürmüştür. Öğrenmeden sorumlu olan hipokampus belki de yemek yediğimiz zaman aldığımız hazzı açlık hissiyle bizim için ilişkilendirir. Ne var ki, hipokampus zarar gördüğünde bu ilişki kesintiye uğrayabilir ve aç değilken bile size yemek yedirebilir. Bu yüzden, bu örnekteki gibi eğer yağ ve şeker oranı yüksek gıdalara yönelirseniz hipokampuse daha fazla zarar verecek kısır bir döngü yaratabilir ve daha da aşırı yersiniz.


Yüksek enerjili beslenme biçiminin beyinlerimiz üzerindeki kısa süreli etkilerine dair bilgimiz kısıtlı da olsa yemek söz konusu olduğunda ve özellikle de yediklerimiz bedenlerimizi ve zihinlerimizi etkileyebiliyorken daha sağlıklı seçimler yapmak için cesaretimizi sürdürmeliyiz. Maalesef kötü bir beslenme öğrenme ve düşünme şeklimizi bozabiliyor. Dolayısıyla, çok geç olmadan pek çoğumuz aşırı ikrama maruz kalmadan azla yetinebilmeliyiz.  

Kaynak    


Çeviri: Engin Noyan